Siyah ve beyazın zıtlığında objektifiyle ve ruhuyla var olmanın sonsuz gücüne bizi şahit kılan kalbimdeki Salgado’ya saygıyla.
Fotoğrafı tanımlarken en çok vurgu yaptığımız kavram, esasında ‘kanıt’tır; çünkü bazen sunduğumuz gerçeği olduğu gibi yansıtmak isteriz, bazen de yansıtmak istediğimiz kurgunun gerçekliğini aktarmak için imgeleri somutlaştırmaya çalışırız. Zaman içinde insanlığın gelişimi, teknolojik devrimler, trendler ve reform değişiklikleri ile birlikte toplum bilincinin farklılaşması da fotoğrafın farkındalık yaratması gereken ihtiyaç alanlarımızı genişletmiş; göremediğimizi göstermek amacıyla kullanılmıştır. Belgesel fotoğrafçılığın ortaya çıkışı da tam olarak gösterilmeyeni göstermek, toplumsal hafızayı ‘canlı’ tutma sorumluluğu üzerine temellendirilmiştir. Belgesel fotoğrafçılığında gerçeği istediğiniz gibi eğip bükemezsiniz; çünkü “bir anlatım aracı olarak belgesel fotoğraf, sıradan bir fotokopiden ya da kayıttan farklı olmak, bir hikâye barındırmak, öznellik taşımak zorundadır.”1 Bu yüzden belgesel fotoğrafçılığı, kitleler üzerinde dikkat çekmeyi hedeflediği gibi, rahatsız edici koşulların da değişmesini sağlamayı amaçlar. Kurgusal bir fotoğrafta, fotoğrafçı gerçeği dileği gibi inşa edebilir, fakat belgesel fotoğrafta asıl devrim yaratacak kadar etkili olmasının sebebi, bükemediğiniz yalın gerçeği estetik kaygılardan uzak bir anlayışla tüm insanlığı rahatsız edecek kadar sert bir dürüstlükle ortaya koymanızdır.
Belgesel fotoğrafçılığın en önemli temsilcilerinden biri olan Sebastião Salgado (1944-Brezilya), aslında ekonomist olarak kariyerine devam ederken Brezilya’daki askeri rejime karşı muhalif tavrının gereği olarak Brezilya’dan ayrılıp Paris’e taşınmıştır. Mimarlık eğitimine devam eden eşi Lélia’nın binaları fotoğraflaması için aldığı kamera ise fotoğrafla ilk kez tanışmasını sağlamıştır. Dünya Bankası ve Uluslararası Kahve Örgütü gibi küresel çaplı kurumlarda ekonomist olarak Afrika’ya yaptığı seyahatlerde fotoğraf çekmeye başlamıştır. 1973 yılında ekonomist olarak sürdürdüğü kariyerini tamamen sonlandırmış ve profesyonel olarak fotoğrafçılık yapmaya başlamıştır. ABD Başkanı Ronald Reagan’a düzenlenen suikast girişimini fotoğraflaması ona uluslararası alanda büyük bir ün kazandırsa da fotoğraf projeleri ile aslında insanlık onuruna aykırı çalışma ve yaşam koşullarını belgelemiştir. En önemli çalışmaları: 1977-1984 yılları arasını kapsayan Brezilya’nın dağ köyleri ve Latin Amerika seyahatleri sırasındaki yerli kültürlerin yaşam biçimini ortaya koyan Other Americans; 1984-1986 yıllarını kapsayan, Afrika’nın Sahel bölgesindeki kuraklık, hastalık ve gıda kıtlığını küresel çapta duyurmayı amaçladığı Sahel; 1986-1991 yılları arasında dünyanın farklı bölgelerinde ağır koşullarda çalışan işçileri konu alan Workers; 1993-1999 yılları arasında sayısız trajedi barındıran, dünyanın en büyük sorunlarından biri haline gelen, o bitmez tükenmez göç yolculuğu ve göçmen krizi konusundaki çalışmaları sırasında bireysel olarak sağlığını kaybetme noktasına getiren Exodus.
En çarpıcı çalışmalarından biri olarak medya sektörünün renkli ve yüzeysel dünyasını sarsan projesi ise Gold’dur. Gold, Brezilya’nın Amazon Nehri’nin ağzının güneyinde bulunan en büyük, en tehlikeli bir altın madeni olan Serra Pelada’da çalışan sayısız maden işçisinin siyah beyaz fotoğraflarından oluşan bir fotoğraf serisidir. Madende çalışan işçiler çamurda çalıştıkları için ‘çamur domuzları’ olarak adlandırılmıştır. Bölgede sayısız reşit olmayan kız çocuğu altın karşılığında fuhuşa sürüklenirken, sayısız cinayet de işlenmiştir. Yaşam koşullarının ne kadar korkunç olduğunu Salgado şöyle ifade etmiştir; “Tüylerim diken diken oldu. Birçok yere seyahat ettim, hiçbiri bunun gibi değildi. Talihin imalarını taşıyan rüzgarlara kapılan adamlar, altın madenine geliyordu. Kimse zorla içeri alınmadı ama geldiklerinde herkes altın hayalinin ve hayatta kalma ihtiyacının kölesi haline geldi. İçeri girdikten sonra da ayrılmak imkansız hale geldi.” Salgado, Gold serisinde çektiği siyah beyaz fotoğraflarda renklerin dikkat dağıtıcı özelliğini tamamen reddederek ışık ve gölge’yi kullanarak sadece çıplak gerçeği izleyici ile buluşturmayı hedeflemiştir. 1986 yılındaki Serra Pelada altın madeninde çekilen siyah beyaz fotoğraflar aslında medya/reklam ve moda sektöründe renkli görüntülerle yaratılan ‘modern ve çağdaş’ algıyı yerle bir ederek editörler tarafından içeriklerde yeniden siyah beyaz çekimlerin ve fotoğrafların tercih edilmesini de sağlamıştır. Salgado’nun maden çukurunu yukarıdan gören yüksek bir açıdan kadrajlaması ise ölçek algısının boyutlarını tamamen ortadan kaldırarak, olayın ya da mekanın içinde olduğunuzda göremediğiniz hırsı, çaresizliği, derinliği, yoksunluğu, mücadeleyi ve mesafeyi bütün olarak ortaya koymaktır.
Sebastião Salgado, özellikle de Exodus serisinden sonra “Artık hiçbir şeye inanmıyordum. Bir tür olarak insanoğlunun kurtuluşu olduğuna inanmıyordum. Böyle bir şeyden kurtulamazdınız. Biz yaşamayı hak etmiyorduk. Gördüğüm bir şeye ağlamak için kameramı kaç defa yere bıraktım bilmiyorum.” sözleri ile fotoğraf tutkusuna ara verir. Bu süreç çocukluğunun geçtiği ve aile mülkü olan uçsuz bucaksız Brezilya arazilerinde keşfettiği, tüm yaşamı boyunca çektiği siyah-beyaz karelerindeki o bükülemez ve zamansız ‘ışık’a olan borcunu, 1998 yılında bölgeye özgü Atlantik Yağmur Ormanı ekosistemini sıfırdan inşa etmek için kurduğu Instituto Terra (Toprak Enstitüsü) ile ödemesine olanak sağlar aslında. İnsanlığın ortak geleceğini bugün de aynı ışıkla aydınlatmaya eşi Lélia Deluiz Wanick Salgado ile birlikte, 1998 yılında ailelerinden miras kalan sığır çiftliğini çevrenin korunması konusunda toplumu bilinçlendirmek, orman içinde yer alan tüm bitki örtüsüyle birlikte o bölgedeki hayvan topluluklarının türlerini fotoğraflamak ve çevre restorasyon eğitim faaliyetlerini sürdürmek amacıyla kurdular. Bölgede yapılan restorasyon projeleri içinde su kaynaklarının yeniden canlandırılmasını sağlamak için Terra Doce projesi de kapsama alınmış; milyonlarca fide üretebilecek kapasitede fidanlık inşa edilmiştir. Ayrıca bölge içinde, bölgede hala yaşamaya devam eden ve bölge için mücadele eden yerli halkların tarihini anlatan eserlerin sergilenmesi amacıyla kurulan Aimorés arkeoloji müzesi de yer almaktadır.
Exodus fotoğraf serisi ile birlikte Ingrid Sischy, Arthur Danto ve Abigail Solomon-Godeau tarafından Salgado’ya yöneltilen en büyük eleştiri ise ‘trajedenin güzelleştirilmesi’ olmuştur. Oysa ki Sahel’de ve Serra Pelada’daki vahşeti ‘renklendirmeden’ ortaya koymak başlı başına estetik algıya başkaldırı niteliği taşımaktadır. Fotoğrafların estetik bir algıdan uzak olduğunu da açık açık ifade etmese de “Umarım bu resimler, dünyanın bazı bölgelerinde neler olduğuyla ilgili soruyu sormak için bir tartışma temeli olarak kullanılabilir. Daha fazla yardıma, daha fazla anlayışa ihtiyaç var.” şeklinde aktarmıştır. Salgado felsefesi; felaketi, vahşeti ve yoksunluğu sömüren, izleyiciyi uyuşturan bir dil kullanmak yerine estetikten uzak, taviz verilmeden ortaya konulan yüksek kontrast algısı ile soyut bir ihtişamı tercih eder. Fotoğraflardaki kesintisiz siyah-beyaz vurgusu ve yüksek kontrastlı ışık-gölge kompozisyonu aksine çağdaş bir cehennemi izleyiciye aktarmanın koşulsuz şartıdır. Kendi ifadesi ile “…bir fotoğrafçı aslında ışıkla resim çizendir, dünyayı ışık ve gölgeyle yazan ve yeniden yazandır…”; bu cümle Salgado’nun sadece fotoğrafçılığına ışık tutmuyor; aynı zamanda kadrajındaki ışık ve gölge; estetik kaygıdan uzak, insan onurunu vahşetin karanlığından çekip çıkaran, zaman karşısında eğilip bükülmediği gibi yaşamından sonra bile insanlığın tarihine, gelişimine ve geleceğine kendi felsefesi ile farklı formlarda da ışığını sürdürmeye devam edeceğini aktarıyor.
KAYNAKÇA
- Yurdalan Ö. (2011). Belgesel Fotoğraf Üzerine, [Electronic Version]. Bilim ve Sanat Vakfı.Bülten, Sayı No:75, http://www.bisav.org.tr/yayinlar.aspx?module=makale&yayinid=114&menuID=2_3& yayintipid=3&makaleid=859
- https://institutoterra.org
- The Salt of the Earth Belgeseli
*Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.